Hakkında Nosferatu the Vampyre
Werner Herzog'un 1979 yapımı 'Nosferatu the Vampyre', F.W. Murnau'nun 1922 tarihli sessiz klasiği 'Nosferatu'ya saygı duruşu niteliğinde bir başyapıttır. Film, emlakçı Jonathan Harker'ın Transilvanya'daki ürkütücü Kont Drakula ile yaptığı anlaşma sonrasında, vampirin Wismar'a taşınması ve beraberinde getirdiği karanlık, veba gibi yayılan dehşeti konu alır. Herzog, orijinal hikayenin gotik atmosferini korurken, kendine has melankolik ve felsefi dokunuşlar ekleyerek vampir mitini yeniden yorumlar.
Klaus Kinski, Kont Drakula rolünde adeta bir ikona dönüşmüştür. Sıradan bir cazibeden yoksun, çirkin, yalnız ve acı çeken bir yaratık portresi çizen Kinski, seyirciye hem korku hem de acıma hissi uyandıran unutulmaz bir performans sergiler. Isabelle Adjani ise Lucy Harker rolünde, saflığı ve gücü temsil ederek filmin ahlaki merkezini oluşturur. Bruno Ganz'in naif Jonathan'ı da bu karanlık dünyadaki insani zayıflığın simgesidir.
Herzog'un yönetmenliği, filmi sıradan bir korkudan öteye taşır. Jörg Schmidt-Reitwein'in hipnotize edici görüntüleri, özellikle doğaüstü yavaş çekimler ve kasvetli manzaralar, izleyiciyi filmin rüya gibi, hüzünlü atmosferine hapseder. Popol Vuh'un minimalist ve etkileyici müzikleri de bu atmosfere derinlik katar. 'Nosferatu the Vampyre', sadece bir canavar hikayesi değil, yalnızlık, ölüm arzusu, kötülüğün yayılışı ve fedakarlık gibi temaları işleyen şiirsel bir dramadır. Gotik korku sevenler, sinema sanatına ilgi duyanlar ve klasik yeniden çekimlerin nasıl ustaca yapılabileceğini görmek isteyenler için mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
Klaus Kinski, Kont Drakula rolünde adeta bir ikona dönüşmüştür. Sıradan bir cazibeden yoksun, çirkin, yalnız ve acı çeken bir yaratık portresi çizen Kinski, seyirciye hem korku hem de acıma hissi uyandıran unutulmaz bir performans sergiler. Isabelle Adjani ise Lucy Harker rolünde, saflığı ve gücü temsil ederek filmin ahlaki merkezini oluşturur. Bruno Ganz'in naif Jonathan'ı da bu karanlık dünyadaki insani zayıflığın simgesidir.
Herzog'un yönetmenliği, filmi sıradan bir korkudan öteye taşır. Jörg Schmidt-Reitwein'in hipnotize edici görüntüleri, özellikle doğaüstü yavaş çekimler ve kasvetli manzaralar, izleyiciyi filmin rüya gibi, hüzünlü atmosferine hapseder. Popol Vuh'un minimalist ve etkileyici müzikleri de bu atmosfere derinlik katar. 'Nosferatu the Vampyre', sadece bir canavar hikayesi değil, yalnızlık, ölüm arzusu, kötülüğün yayılışı ve fedakarlık gibi temaları işleyen şiirsel bir dramadır. Gotik korku sevenler, sinema sanatına ilgi duyanlar ve klasik yeniden çekimlerin nasıl ustaca yapılabileceğini görmek isteyenler için mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.


















